SULTAN İLE KÖLE İBRAHİM’İN İLK KARŞILAŞMASI
Sultan Süleyman henüz Manisa’da şehzade iken bir gün ava çıkmıştı. Susuzluktan bunalınca atını uzakta gördüğü bir çiftliğe doğru sürdü. Kendisi kapıda durarak, soğuk su alması için adamlarını binaya yolladı. Kendisine getirilen suyu içerken çok hoş bir keman sesi işitti. Müziği dikkatle dinledikten sonra : “ Bu kemaneyi çalanı elbette görmek isterim.” dedi. Çiftlik sahibi kadın bu istek üzerine kapıyı genç şehzadeye açtı. Biraz sonra da on dört yaşında bir genç çocuğun elinden tutarak geldi. “ İşte dilediğiniz bu oğlandır.” dedi. Narin yapılı, buğday renkli, siyah ve kıvırcık saçları lüle lüle omuzlarına doğru sarkan bu oğlan, birden bire şehzade Süleyman üzerinde tılsımlı bir etki yaptı. Süleyman sordu: “Bu senin oğlun mudur?” Kadın “ Hayır” yanıtını verdi. Bu genç çocuğun satın alınmış bir esir olduğunu ifade etti. Süleyman adını sorunca İbrahim olduğunu ve Parga kentinde esir edildiğini anlattı. Daha sonra Süleyman, İbrahim’in elinden tutarak “ Çal bakalım İbrahim, biraz da bizim gönlümüzün dertlerine derman ol” dedi. İbrahim genç şehzade için çalmaya başladı. İbrahim’in çaldığı kemaneyi dinleyen şehzade, kadına : “ Bak hatun benden ne dilersin?” dedi. Kadın; “ Elbette sağlığını dilerim.” deyince, Süleyman ufukları göstererek; “ Gözünün gördüğü kadar yerleri hep sana ihsan ettim.İlla bu oğlanı bana veresin..” dedi. Kadın ise; “Feda olsun devletlum, Yalnız dilerim ki onu hoşça tutasın.” dedi.
İBRAHİM, YÜKSELİYOR
O günden itibaren Süleyman’ın sarayına yerleşen İbrahim, onun makbulü oldu. İbrahim yalnızca Süleyman’a keman çalmakla kalmıyor, tüm protokolü hızla kavrıyor, şehzadenin hocalarından ders alıyor, efendisinin özel işlerini görüyor ve her geçen gün onun takdirini kazanıyordu.
Babası Yavuz Sultan Selim ölünce Manisa’dan İstanbul’a gelip tahta geçen Süleyman, hizmetkarı İbrahim’i has odabaşılık görevine getirmişti. Bu olay tüm sarayı hayrette bıraktı. Böyle önemli bir makama toy bir gencin getirilmesi o güne dek görülmemiş bir şeydi. Fakat İbrahim’in Sultan Sülayman üzerindeki etkisi gün geçtikçe artıyordu. İbrahim sultanı yalnzca kemanıyla etkilemiyor, devlet işlerinde de onu etkisi altına alıyordu. İbrahim’in zekasından daha fazla yararlanmak isteyen Sultan Süleyman, genç yaşına ve tecrübesizliğine hiç aldırmadan onu Sadrazamlık makamına getiriverdi.
SADRAZAM MAKBUL İBRAHİM PAŞA
Bu riskli kararı alan padişah yanılmamıştı. Tüm tecrübesizliğine rağmen İbrahim, makamının hakkını veriyordu. İbrahim paşa, ülkede işleri düzenliyor, ordular kuruyor, savaşlar ilan ediyor, zaferler kazanıyor, Avrupa’nın servetini İstanbul’a akıtıyordu.
Kanuni Sultan Süleyman ve vezir-i azamı İbrahim Paşa idaresinde Osmanlı Devleti büyümüş, dünyanın en kuvvetli gücü haline gelmiş, ihtişamın zirvesine çıkmıştı. Sultan Süleyman, saltanatına sadakatle hizmet eden ve kendisine zaferler ve başarılar armağan eden İbrahim Paşa’ya terfi vermeye doyamıyor, onu bir gün görmeden duramıyordu. Hatta İbrahim Paşa donanma ile Mısır’a hareket ettiğinde pek hüzünlenen Sultan Süleyman, İbrahim Paşa kentten ayrıldıktan sonra fırtına çıktığını haber alınca çılgına dönmüş, hatta sabredemeyerek gemiye binmiş ve adalarda vezirine yetişerek onu sağlam görünce içi rahat etmişti.
Kanuni’nin bu ilgisi zamanla İbrahim Paşa’yı gururlandırmaya başladı. Hatta onun bu gururu kimi zaman açığa çıkıyordu. Alman elçilerine söylediği şu sözler herkesi hayrette bırakmıştı. “ Hükümdarım bir aslandır. Ben de onun bekçisiyim. Onu bir asa ile ben idare ederim. Doğudan batıya kadar uzanan Osmanlı ülkesinin sahibi odur. Fakat idarecisi benim. Her şeyde benim sözüm olur. Verdiğim verdiktir. İstersem imha, istersem ihya ederim.”
AMANSIZ RAKİP HÜRREM
İbrahim Paşa, bu gururla kazandığı makamın ve gücün ihtişamının tadını çıkarırken sarayda kendisine müthiş bir rakip çıkıyordu. Asıl adı Roksalan olan bir Rus cariye. Yani Hürrem Sultan…
Tıpkı İbrahim Paşa gibi padişahı kendi etki alanında tutmak isteyen Hürrem, sarayda pek çok yandaşlar edinmiş, en büyük rakibi İbrahim Paşa aleyhinde bir dedikodu şebekesi kurmuştu. Artık her gün Sultan Süleyman’a İbrahim Paşa hakkında ispiyonlar geliyordu. Kimi paşayı sarhoşlukla, kimi israfla hatta kimi de onu Kur’an’a saygısızlıkla suçluyordu. Önceleri bunlara kulak asamayan padişah, yavaş yavaş bu iftiraların etkisine girmeye başladı. En sonunda Hürrem, Sultan Sülayman’ın içine kurt düşürdü: “ Hoş imdi aslanım, yakında görürsün. Bu kemancı herifin gözü senin tac ve tahtındadır.” dedi.
Ortada Hürrem’in suçlamasını haklı çıkaracak kanıt da vardı. O sırada Bağdat seferine çıkılmıştı. Orduyu hazırlamak için sultandan önce Halep’e giden İbrahim Paşa, civar valilere yazdığı buyrukların altını Serasker-i Sultan (Sultan’ın başkomutanı) diye imzalıyordu. Rakipleri bu fırsatı kaçırmadılar. Padişaha, İbrahim Paşanın sultanlığa özendiğini, kendisine has bir unvan icadettiğini, sultan ünvanının yalnızca padişah tarafından kullanılabileceğini, bir kula bunun yakışmadığını,gün gelince ayaklanabileceğini söylediler. Bu durum sulatnı öfkelendirdi. Sonuçta bir Osmanoğlu her şeyi bağışlayabilirdi fakat tahta ortaklığı asla…
İBRAHİM PAŞA’NIN DÜŞÜŞÜ VE SONU
Sefer başarıyla sonuçlanmış, İbrahim Paşa büyük bir gururla ve zafer alayı ile İstanbul’a dönmüştü. Artık maddi ve manevi gücünün son noktasına kadar tırmanan paşanın dalkavukları onu iltifatlarıyla körleştiriyorlardı. Hatta Ramazan ayı olmasına bakmadan paşanın konağında çalgılı çengili zafer kutlamaları yapılıyor, muhafazakar halk buna derinden öfkeleniyor, paşa hakkında söylenmedik kötü söz kalmıyordu.
Ramazan’ın 22. gecesi, Sultan Süleyman çok sevdiği paşası İbrahim’ bir ziyafet verdi. Tantana ile saraya gelen paşa, yılların sağlamlaştırdığı dostu Sultan Süleyman tarafından karşılandı. Padişah vezirinin koluna girdi. Sazla sözle başlayan ziyafet, sohbetle koyulaşıyor, bu eski dost bir türlü ayrılamıyordu. Fakat sonunda Sultan Süleyman ayağa kalktı ve: “ Sana doymak ne mümkün İbrahim. Gayri bu âleme son verelim. Haydi sen de habgahına (uyuyacağın yere) var. Rahat ol.” dedi. İbrahim Paşa ziyafetten ayrılarak yatmayı alışkanlık ettiği odaya çekilerek rahatça uykuya daldı. Fakat İbrahim Paşa derin uykuya dalınca, kapısı yavaş yavaş açıldı. Üç gölge içeriye süzüldü. İçeri girenlerden birisi, paşaya yaklaştı, sağ elini başının altından geçirerek ensesinden kavradı. İbrahi Paşa birden uyanarak heyecanla bağırdı :
“Bre mel’un, kimsin sen?” Karşıdaki yanıtladı: “Yabancı değil paşam, Kara Ali kulun” Cellat Kara Ali, dizini paşanın göğsüne yerşetirdi ve ekledi: “ Çabalama ki paşam, ölümün âsân (kolay) ola…” dedi ve yardımcılarına seslendi : “ ipi pekçe çekin…” Cellat yamakları kemendin ucunu tuttular, pekçe çektiler. Sultan Süleyman’ın sevgili İbrahim’inin gözleri yuvalarından fırlarcasına açıldı ve ebediyen kapandı…
Incoming search terms:
- Ιμπραημ Παργαλης
- makbul ibrahim paşa
- παργαλης ιμπραημ πασας
- ιμπραημ πασας παργαλης
- παργαλης ιμπραημ
- παργαλης
- παργαλη ιμπραημ πασασ
- pargal ibrahim szleri
- ibrahim paşanın katli
- ιμπραημ πασασ







