Home » Genel » İBNİ HALDUN’UN TARİH TEZİ ÇERÇEVESİNDE DOĞUDA KENT KAVRAMI
formats

İBNİ HALDUN’UN TARİH TEZİ ÇERÇEVESİNDE DOĞUDA KENT KAVRAMI

Doğuda Kentin Oluşumu ve Ekonomik Yapısı

Ortaçağ tarihi ile ilgili  bir konuda metafizik yanılsamalar düşmeden bilimsel ve gerçekçi çözümleme yapan ilk sosyal bilimci kuşkusuz İbni Haldun’dur. Bu niteliği ile O, yalnızca kendi dönemi içersisinde değil, günümüzde de ileri ve bilimsel olma niteliğini ısrarla korumaktadır. Bu doğrultuda,  yazımızda inceleyeceğimiz kent olgusunu, İbni Haldun’un teorisi çerçevesinde çözümlemeye çalışacağız. Bu noktada, Ortaçağ’ın sosyal gelişimi ile ilgili temel bir sorun olan, Ortaçağda batıda, feodaliteden ticari-sanayi bir yapılanmaya  sıçrama yaratan kentler, doğuda neden aynı işlevi yerine getirememişlerdir? Sorusu çıkmaktadır karşımıza. Burada öncelikle ifade etmek gerekir ki, kullandığımız doğu ve batı kavramları mekansal değil, ekonomik farklılaşma zemininde oluşmuş yapısal ayrılıkları ifade eder. Öyle ya, küre biçiminde olan dünyamızda kime ve neye göre doğu? Şimdi, İbni Haldun’un sosyo-ekonomik teorisi ile Modern Avrupa uygarlığını, kır temelli feodaliteden kentli tüccar eli ile yeni bir üretim tarzına taşıyarak yaratan kentin, Ortaçağ doğusundaki işlevine bakalım.

 

İbni Haldun’un Tarih Tezi

İbni Haldun kent olgusunu, tarih tezinin esasını oluşturan yerleşik-göçebe diyalektiği çerçevesi içerisinde incelemiştir. Onun tarih tezine göre göçebeler sahra ve bozkırlarda yaşayan, yalnızca yaşamlarını sürdürecek kadar üretim yapan ve bu nedenle lüks bir hayattan uzak olan sosyal topluluklardır. Göçebe toplumlar, tarihsel süreç içerisinde artı ürün biriktirme ve sosyal yapılarında var olan güçlü grup bilincinin yani “asabiyet”in itici etkisi ile yerleşik yaşama geçer ve devletleşirler. Daha sonra,devletleşen bu toplum yapısal değişikliklere uğramaya başlar ve kendi içinde taşıdığı çelişkilerin diyalektiği ile belli bir süreyi doldurduktan sonra çöker.

Ana hatları ile değindiğimiz bu süreçte , “kent”in yapısal, siyasal, sosyal ve ekonomik konumu nereye yerleştirilebilir acaba?

 

Kent-Devlet İlişkisi

 

İbni Haldun, doğudaki kenti sosyolojik olarak devletten sonraya koyar. Zira merkezi devlet kavramının sosyal bir zorunluluk oldu doğuda, bu bağlantı onun gözünden kaçmaz. Hatta açıkça bir yargıda bulunarak, devletin kuruluşunun kasaba ve kentlerin kuruluşundan önce olduğunu söyler. [1]

İbni Haldun, kentleri kurup geliştirenin devlet olduğunu ifade ettikten sonra, devletleşen göçebe grupların da, kentleri elde tutmasının devletleşme sürecinde vazgeçilmez bir koşul olduğunu belirtir. Her ne kadar burada bir başsız döngü var gibi görünse de, bu belirsizliğe meydan bırakmayan İbni Haldun, çok açık olarak kentlerin tamamen devletin gereksinmesinden doğduğu yargısında bulunur ve Bağdat, Kayrevan, Mehdiye gibi kentleri bu yargısına örnek olarak verir. [2] Hatta bu yargısını pekiştirmek için doğa metaforunu kullanarak devleti akarsuya, kenti ise akarsu sayesinde yeşillenen  toprağa benzetir.[3]

İbni Haldun, aksi halde ise kentli kültürün oluşamayacağını, orada göçebe durum ve alışkanlıklarının devam edeceği görüşündedir.[4] Zira devlet çökerse halk yeniden göçebeliğe döner. Bu zorunludur. İbni Haldun’a göre bunun bir ölçüde istisnası, kentin etrafının coğrafi koşullar bakımından çok uygun olmasıdır yalnızca. [5]

Kent-Devlet etkileşiminde aksi bir durumun da rolünü betimler. Ona göre zorunlu olarak göçebelikten devletleşmeye sıçrayan toplumun civar kentleri ele geçirme zorunluluğundan da bahseder. Bu siyasal bir gerekliliktir. Böylece hem kendi egemenliğine yapılacak saldırılara karşı kent korunaklı bir yer olacak, hem de kentleri, egemenliğinin simgesel karargahları olarak kullanabilecektir. [6]

Devletin kent üzerindeki belirleyiciliğini sistem içerisinde denklemleştiren İbni Haldun, çoğunlukla devletleşen göçebe topluluğun, yerini aldığı eski devletin ele geçirdiği merkezindeki bürokrat kadroyu aynen kullandığını anlatır. [7] Böylece  merkez kent, tam anlamı ile devletin karargahı olur.

Bu denklemde başka bir etken ise müsadere yani servete el koymadır. Çünkü hükümdar ve beyler, servet sahibi kentli eşrafın malına göz dikerler, onları sıkıştırırlar ve sonunda bir bahane ile müsadereyi gerçekleştirirler. Hatta bu hamle doğulu devletler için neredeyse bir gelir edinme biçimidir bile denilebilir. İbni Haldun, bu tehdide karşı malını korumak isteyen kent eşrafın, hükümdarın akrabasından ya da yakın adamlarından birisinin himayesine sığınmak zorunda kalacağını söyler.[8] Bu durum, doğuda kentin devlete iliştirilişinin ve kentli tüccarın özerkleşme dinamiğini yitirerek, devletle içli dışlı olmasının ve bir burjuva olamayışının en yalın çözümlemesi olarak karşımıza çıkar.

Bu duruma rağmen bilhassa merkezi devletin çöküş aşamasında, halkın kendi kentlerini korumak ve kentin işlerini görmek için toplanıp istişareler yaptığını, böylelikle kent halkının tabakalaşmaya başladığını da belirtir.[9] Oluşan bu kentlilik bilinci, kabile kandaşlığının çözülmesi ile yerine akraba asabiyeti taşıyan kentli gruplar çıkarır.[10] Bu gruplar da, kent içinde iktidar mücadelesine girişir, kentteki diğer tabakaların desteğini sağladığı ölçüde iktidarı daha kolay ele geçirir. [11] Fakat burada hemen özerk kent yönetiminin kurulduğunu söylemek doğru olmaz. Zira İbni Haldun, istisnalar dışında iktidarı ele geçiren grupların, hemen devlet hayaline kapılıp, bağımsız bir idare kurularak, vergi toplanması yanı sıra saltanat sembolleri ile bir çeşit devletçik yaratmaya giriştiklerinden bahseder.[12]

Burada özerkleşen kent idarelerinin bile hemen merkezi devleti takliden semboller yaratmaya çalışması doğuda kentin konumu ile ilgili bir ipucu verir. Zira kent kendi üretimi ile değil merkezi devletin karargahı durumunda olduğu sürece ayakta kalabilir.

 

Kentin Oluş ve Yok Oluş Süreci

 

İbni Haldun, kentlerin kuruluş aşaması için Arap toplumundan hareketle çıkarımlar yapar. Ona göre Araplar, kentleşme düzeyine şu etkenlerle ulaşmışlardır :

  • § İranlılarla devlet yönetiminde ortaklaşa çalışmalarda bulunma,
  • § Dinin heyecan dönemini atlatıp kurumlaşma
  • § Servet birikimini gerçekleştirme.[13]

Bunlara ek olarak  İbni Haldun, göçebelerin bir bölgede uygarlık yaratacak kadar uzun süre kalmamasını ve o bölgede eski uygarlıklardan kalan görkemli eserler bulunmasını onların uygar/ kentli yapıya dönüşmelerine engel olarak görür. [14]

Tabi, kent kurulunca onun yaşamı riayet edilecek şu mekansal ölçütlere bağlı olur :

  • § Kentin savunması için coğrafi korunaklara bitişik olması ve etrafında surlar bulunması,
  • § Kentin, rüzgar sirkülasyonu ile havasının temizlenmesi ve yapısal temizliğinin sağlanması,
  • § Kentin geçim kaynaklarını kolaylaştırıcı ögelere sahip olması. Bu ögeleri de şöyle tespit eder İbni Haldun ;

 

a) Kentin civarında tatlı su kaynağının bulunması,

b) Kentin civarında hayvanlar için otlak bulunması

c) Kentin civarında ekilecek topraklar olması

d) Kentin civarında ağaç ve odun kaynaklarının bulunması

e) Kentin (zorunlu olmamak kaydıyla) deniz ya da gemi işleyen ırmaklar yanında bulunması.

 

  • § Kent eğer sahile yakın kuruluyorsa dağ üzerinde veya sayıları çok olan kavimlerden birinin toprağı üzerinde kurulmalıdır.[15]

 

İbni Haldun, bu ölçütlere uymamanın kente ve uygarlığa yıkım getireceğini de söylemektedir. Arapların yalnızca kentin civarının deve beslemeye el verişli olup olmadığına baktıklarından, devletleri zayıflayınca kurdukları kentlerinin de harap olduğunu yazar.[16] Ayrıca, kent kuracak otoritenin halka ait kısa vadeli gereksinimleri dikkate almamasını söyleyerek, doğu kentlerin bir siyasal karargah olma niteliğini de yine vurgulamaktadır .[17]

Kuruluş sürecinden sonra İbni Haldun, kentin kendi içinde barındırdığı yok oluş etmenlerini de şöyle saptar:

Birinci etken olarak, devletin ilk kuruluş aşamasında göçebe yapıdan kurtulamaması nedeniyle kentin rant dönüşümünü yitirip çökmesidir. Çünkü devletleşme ve kentleşme lüks yaşam gereklerini, lüks yaşam yüksek vergileri bu ise canlı para ekonomisini sağlar. Canlı para bu rantı gerçekleştirir. İşte göçebe gelenekli topluluk, bu döngüyü başta kuramadığından, kentte bu ekonomik yapısını kaybeder ve çöker.

İkinci etken olarak, devletleşmeye başlayan göçebe gücün yeni bir ülkeyi elde etmesiyle  eski devletin başkentte oturan idareci kadroyu ve geleneklerini benimsememesi sonucu kent eksenli oluşmuş medeniyetin bir süre için çökmesi gösterilir. Zira bu çöküş, o medeniyete beşiklik yapan kentin de harap olması sonucunu doğurur.[18]

Üçüncü etken olarak,  istilacı devletin yeni ülkeler elde etmesiyle sınırlarının büyümesi, yeniden konumlanması sırasında eski başkentin terk edilmesiyle birlikte, devlet merkezinden uzaklaşmanın getirdiği yıkıcı etki diyebiliriz.[19]

Dördüncü etken olarak, istilacı devletin yeni fethettiği ülkenin merkez kentinin halkını sürgün etmesi, bürokrat ve muhafız kitlesini yitiren başkentin karargahlıktan çıkarak işlevsiz hale gelmesi  sonucu yıkımın oluşması. [20]

Gördüğümüz bu etkenler doğrultusunda devlet belirleyiciliği oldukça açıktır. Anlıyoruz ki, İbni Haldun’a göre kent, devletle girdiği ilişki sonucu var ya da yok olabilir.

 

 

Kent ve Ekonomi

 

İbni Haldun’un kenti ekonomik açıdan detaylıca  incelemesi sonucu ortaya çıkan tablo, kentin her ne kadar bir sanayi üretim merkezi olarak görünse de aslında devlet etkisiyle bir para akışkanlığının ve rant ekonomisinin döndüğü merkezler olduğudur.

Peki, İbni Haldun, kent kavramını nasıl bir üretim süreci ve ekonomik zemin üzerine yerleştirmektedir ?

İbni Haldun’a göre kent ekonomisinin en önemli özelliği iş bölümüdür. Bu, el sanatlarını geliştiren biricik unsurdur. İşbölümü uzmanlaşmayı, uzmanlaşma ürün kalitesini, kalite artışı sanayiden para kazanmayı sağlar. Tabi, gözetilen nokta, talep edilen ürünlerin üretilmesidir. Temel üretim alanları sayılan terzilik, marangozluk, demircilik vb gibi mesleklerin üretimi ise bunun istisnasıdır. [21]

İbni Haldun, temel üretim maddelerinin her yerde, lüks tüketim maddelerinin ise -camcılık, kuyumculuk, yağcılık, aşçılık, bakırcılık, yorgancılık, yatakçılık ve kasaplık sektörü ile üretilir- sosyal hayatın geliştiği yerlerde faaliyette olduğunu yazar. Lüks tüketimin revaçta olması da, kent konumuna göre alan farklılıkları gösterir kuşkusuz. Yine İbni Haldun burada çok spesifik bir örnek olarak hamamı göstermekte ve hamamın  yalnızca büyük kentlere özgü bir kavram olduğunu hatırlatmaktadır.[22]

 

Üretimin Gelişmesi ve Kentler

İbni Haldun, kentsel üretimin gelişmesinde ise işbirliğine dikkati çeker. Artan üretimin fazlası dış ticaret yolu ile eritilmeye çalışılır. Bu ticari etkinlik, bireyin servet yığmasına yığılan servetler ise lüks tüketime kapı açar. Lüks tüketime de uzmanlaşmayı, o ise bayındırlığı getirir. [23]

Tüm bu gelişim, yani uzmanlaşma ve lüks tüketim mallarının üretimi ise kentteki fiyatları artırır. Döngüsel olarak fiyatların artması kazancı fazlalaştırır ve kazaçtan elde edilen artı değer  ise lüks tüketime yatırılır. [24]

Tabi, bu ekonomik gelişim, kent sosyal yapısını da katmanlaştırır. İbni Haldun, bu kentli katmanları sıralayıverir : Kadı, tacir, usta, tebaa, emir, kolluk gücü.[25] Burada, doğulu devletin kent yaklaşımındaki emir-kadı-kolluk gücü tabakasından sonra, sanayici ustayı, kentsel ekonominin ayrılmaz parçası taciri ve İslam kentlerinde “ayyarun” diye tanımlanan kitleye işaret olarak  da tebaayı açıkça görebiliriz.

İbni Haldun ,kentlerin gelişmişlik düzeyin, üretim yapılarına göre belirlerken, “hangi kentte gelir ve harcama çok olursa oranın ekonomik durumu o oranda iyi ve düzgün olur”[26] görüşü ile de, para ekonomisinin, doğu kentlerinde, Ortaçağ ekonomik süreci içerisinde ne denli önemli olduğunu da bizlere anlatmaktadır.

İbni Haldun, yalnızca halkın gereksinimini karşılayan üretimi yapan ve üretim fazlası olmayan kentlerin ise bayındır hale gelemeyeceğini, esas kentleşmeye ulaşamayacağını belirtir. [27]

 

Kentlerdeki fiyat  hareketleri

 

İbni Haldun, kent pazarlarında satılan ürünleri ise iki türe indirger : Yaşam için zorunlu gıda maddeleri ve bunların dışında lüks tüketim araçları.[28] Bayındır bir kentte ilk tür ucuz, ikinci tür pahalıdır. Gelişmemiş kentlerde ise aksi söz konusudur. Bu doğrultuda, temel gıda maddelerinin esası sayılan hububat, herkesçe ve her yerde üretilmesi nedeniyle ucuza bulunabilirken, lüks tüketim maddeleri ise uzmanlaşma gerektirdiğinden ve az üretildiğinden  pahalı bir duruma gelir. [29] Ama genel anlamda İbni Haldun, büyük kentlerde yüksek üretimde işçiye olan gereksinim, lüks yaşamın piyasayı artırması, yaşamın ve iş olmaklarının kolaylığı nedeniyle işçi ücretleri pahalı olduğunu ve bunun da haliyle fiyatlara yansıdığını belirtir.[30]

Büyük kentlerde fiyatlar para ekonomisinin canlılığı sonucu  ile artarken, gelişmemiş kentlerde ise az üretim ve az üretim sonucu halkın özellikle tarım ürünlerini  stoklaması, böylece tarım ürünlerinin piyasadan çekilmesi sonucu temel gıda maddelerinin pahalılaştığı görülür. İbni Haldun, bunu Endülüs’te tarım ürünlerinin pahalı olması ile örnekler ve neden olarak şunları belirtir:

  • İspanyollarca kıyı bölgelere sürülen Müslümanların, tarıma elverişsiz sahaları elverişli hale getirmek için para, gübre ve emek harcamaları,
  • Sürekli savaş hali,dışarıdan gelen savaşçı-Müslümanların varlığını zorunlu kılmıştır. Onların geçimi için verilen maaşın, hayvan, yem ve yiyecek olarak ödenmesinden dolayı, tarımsal ürünler piyasadan çekilmesi.[31]

Bundan başka, devletin denetimi ve memurların geçimini sağlamak için konulan vergilerin de kentteki fiyatları artırdığından bahseder. Zira onun için pahalılık o kentin gelişmişliğinin en bariz göstergesidir.[32]

 

Kent Ekonomisi  ve Devlet

İbni Haldun, tüm kentlilik ve uygarlık oluşumunu, devletin eseri olarak görmektedir. Örnek olarak da, Ön Asya’nın, Mısır, Irak, Suriye, Yemen gibi bayındır yöreleri ile gelişmemiş Berberi Sahra bölgesini kıyaslar. Tebaa, kent ve bölgeyi, devletin ögelerinden olarak görür. Ona göre para, vergi, alış veriş, maaş döngüsü ile sürekli olarak el değiştirir. İşte bu döngü yalnızca devlet sayesinde olur.[33] Kentlerin bayındırlığı ve yapısal gelişimi için iş gücü, maddiyat ve teknik gelişmeler gerekmektedir. Bu ise bireylerin gerçekleştirebileceği çapta değil daha büyüktür. Ancak devletin gücü bu işin altından [34] kalkılmasını sağlayabilir.Bu kilit sav, İbni Haldun tarafından Mukaddime’de şiddetle öne sürülmüş önemli bir noktadır. İbni Haldun, açıkça kentin var olması için devletin zorunlu olduğunu, kentin halkın gereksiniminden değil devletin gereksiniminden dolayı varolduğu savını somutlaştırmak için de, devletle varolan ve devletin çöküşü ile harap olan ya da gerileyen kentleri sıralar : Bağdat, Kayrevan, Mehdiye gibi.[35]

 

Sonuç

Burada ele aldığımız İbni Haldun’un tarih tezi çerçevesinde kent olgusunun oluşum ve ekonomik boyutları, doğulu kentler bakımından önemli aydınlatıcı saptamalar ve bize ışık tutucu noktalara sahiptir. Ama unutmamamız gereken önemli bir nokta var ki , Avrupa yani batı, feodal Ortaçağ zemininden kentsel bir varoluşla birlikte ticari üretime ve oradan kapitalizme geçmişken, Ortaçağ’da batıya oranla çok güçlü kentsel olgu ve kentsel olgu içerisinde sağlam bir para akışının varolduğu doğunun, bu süreci aynı şekilde yaşayamamış olmasıdır. İşte bu noktada İbni Haldun’a  ve onun çizdiği ekonomik kent tablosuna bakmak, zamanımızdan Ortaçağ’a bakışta bize ipuçları sağlayacaktır. Ayrıca Avrupamerkezci tarih anlayışımızın kırılması ve olguları kendi zaman ve zemininde varolan özgüllükleri ile algılayabilme, Asya’nın Tarihsel ve Sosyal Bilimsel anlamda İbni Halduncu alternatifi olduğunun farkına varabilme açısından gerçekten önemlidir.

 

Koray ŞERBETÇİ

 

 

 

 

 

 

 


[1] İbni Haldun ; Mukaddime, (Çev:Z.Kadiri UGAN ), M.E.B. yay. , Cilt II , s.223

[2] Mukaddime ; cilt II s. 227

[3] a.g.e  s.290-291

[4] a.g.e  s.290

[5] a.g.e  s.225

[6] a.g.e  s.227

[7] a.g.e  s.307

[8] Mukaddime s.287-288

[9] a.g.e. s.312

[10] a.g.e. s.311-312

[11] a.g.e  s.312

[12] a.g.e.  s.313-315

[13] a.g.e.  s.264

[14] a.g.e.  s.263

[15] a.g.e  s.234-240

[16] a.g.e  s.265-66

[17] a.g.e  s.238

[18] a.g.e  s.305-306

[19] a.g.e  s.306

[20] a.g.e  s.306-307

[21] a.g.e  s. 310

[22] a.g.e  s. 310-311

[23] a.g.e  s.269-270

[24] a.g.e s.270

[25] a.g.e  s.271

[26] a.g.e  s.271-272

[27] a.g.e  s.272-273

[28] a.g.e  s.275

[29] a.g.e  s.276

[30] a.g.e  s.277

[31] a.g.e  s.278-79

[32] a.g.e  s.298

[33] a.g.e  s.295-296

[34] a.g.e  s.227-228

[35] a.g.e  s.224-225

 

 
 Share on Facebook Share on Twitter Share on Reddit Share on LinkedIn
No Comments  comments 
© Soylu Teknoloji
credit